Başlangıç » F » Farabi Kimdir Neler Yapmıştır

Farabi Kimdir Neler Yapmıştır

Posted by: admin 28 Ocak 2011 8 Yorum

Farabi Kimdir Neler Yapmıştır

Farabi Kimdir Neler Yapmıştır

Farabi Kimdir Neler Yapmıştır

Farabi  Türk-İslam  filozofudur. Batı  kaynaklarında  adı  latince  olarak   Alphorabius  şeklinde  geçer.  İlk  öğrenimini  doğduğu  ilde, yüksek öğrenimini Bağdat’ta yaptı. Zamanın ünlü bilginlerinden,  bu  arada  hıristiyan  filozofu  Ebu  Bisr  Mate  Bin  Yunus’tan  İsogaca  ve  mantık  Ebu  Bekr ibn-i  el  Sarraç’tan  nahiu (dilbilgisi)  dersleri  aldı.  Harran’da  felsefe  ile  ilgili  çalışmalar  yaparken  tanıdığı  Yuhanna  Bin  Heylan’dan  ders  aldı.  Aristoteles’in  ortaçağda  bilinen  eserlerini  inceleyerek  gezimciler (messaiyün)  adlı  felsefe  okulunun  görüşlerini  öğrendi.  Birçok  illeri  gezdikten  sonra  Halep’e  gitti.  Nedameni  hükümdarlarından  Sseyfiddevle’nin  sarayında  bir  süre  kaldı.  Hayatı  hakkında  bilgi  verenler  Ebul  Hasan  el  Beyhaki,  İbn  Ebu  Usebiye  gibi  kendisinden  yüzlerce  yıl  sonra  yaşamış  yazarlardır. Bu  yüzden  yazdıklarının  kesinliğinden  anlattıklarının  doğruluğundan  her  zaman  şüphe  edildi.  Bunlar  Farabi’nin  gerçek  hayatından  çok  efsanelerden  söz  eden,  düşünce  düzeniniden  yoksun  eserlerdir. Anlattıkları  bir  filozofa  değil  bir  ermişe  yakışacak  niteliktedir.  Yaygın  bir  ünü  olmayan  Farabi  ölümünden  sonra  Batı’da  Ortaçağ  hıristiyan  filozoflarının  ilgisini  çekti.Din  felsefesinin  yaygın  olduğu  sürece  yalnız  bir  konuyla  ilgilenenlerin  atnıdığı  bir  bilge  olarak  kaldı.  Aziz  Augistunus’tan  sonra  hızla  gelişen  patristik  felsefesi  Aristoteles  ve  Eflatun’  arapça  tercümeler  yardımıyla  tanıyınca; islam  filozofları  birer  kaynak  oldu.

Farabi’nin  Aristotelesçi  ortaçağ  filozofları  üzerindeki  etkisi  Codaba’lı  İbn-i  Rüşd’e  karşı  ilgi  yüzündendir. İbn-i  Rüşd’ü  Aristoteles’in  en  güvenilir  yorumcusu  olarak  tanıyan  Patriks  Felsefe  okulu  Farabi’yi  de  tanıma,  okuma  gereği  duydu.  Bütün  bunlara  karşılık  Farabi’nin  ortaçağ  Avupa’sında  bütün  olarak  bütün  eserlerini  batı  dillerine (o  çağda  latence  ve  grekçe  bilim  dillerine)  aktarıldığını  gösteren  elimizde  belgeler  yoktur. Ancak  grek-latin  ilkçağ  kültürünü,  felsefesini  daha  çok  arapça  çevirilerden  tanıyan  Ortaçağ  bu  Aristotelesçi   İslam  filozofunun  eserlerinden  önce  ve  sonra  gelen  İslam  filozofları  arasında  Batı’nın  başvurduğu  en  önemli  kaynaklardan  birisidir.  Özellikle  Aristotelesçi  felsefe  batı  ülkelerinde  yayılmaya  başlayınca  hristiyan  diliyle  Eflatun-Aristoteles  felsefesi  arasında  uzlaştırma  yapmaya  koyulun  bütün  düşünürler,  kilise  babaları  arapça  eserlerden  çok  yararlandılar. Farabi’nin  Batı’da  bir  bütün  olarak  tanınması  eserlerinin  topluca  ele  alınması  yakın  yüzyıllarda  mümkün  oldu.   Alman  doğu  araştırmaları  uzmanı  arsında  Schmölders (1856) ile  Steinchmeider  (1869)  Farabi’nin  eserlerini  inceledi.  Avrupa  kütüphanelerinde  bulduğu  el  yazmalarını  iki  kitap  olarak  yayımladı.  Son  zamanlarda  bütün  avrupa  dillerinde  Farabi  sütüne  araştırmalar,  incelemeler,  derli  toplu  yorumlar  yapıldı.

Felsefeye  mantık  yoluyla  girin  Farabi,  daha  çok  metafizik  üzerinde  durdu,  felsefe  ile  İslam  dini  arasındaki  ayrılıkları,  uyuşmazlıkları,  çelişmeleri  mantık  ilkelerine  dayanarak  gidermeye  çalıştı. Felsefenin   temelinde  dini  değişmez  bir  öz  olarak  aldı  ve  Aristoteles  mantığının  verilerini  ğöz  önünde  tutarak  İslam  dininin  felsefe  açısından  ele  alınmasını  gerekli  gördü.  Dinle  felsefenin  ayrılmaz  bir  bütün  olduğunu, uyuşmazlıkların  temelde  değil,  dışta  kalan  yorumlarda,  düşüncelerin  değerlendirilmesinde  görüldüğünü  ileri  sürdü.  Farabi,  belli  düşünce  ve  anlayış  ölçüleri  içinde  İslam  dinine  felsefi  bir  nitelik  kazandırmaya  çalıştığından  Doğu’da  İslam  felsefesinin  ilk  kurucusu  sayılmaktadır.

Farabi  Ortaçağ  İslam  düşüncesine,  ilkelerini  Aristoteles’in  eserlerinden  alan,  mantık  ve  kavramcılığı  getirdi.  Kendisinden  önce  gelenlerin  kaynağını  eski  Anadolu  filozoflarında  bulan  tabiatçı  felsefesini  bir  yana  atarak  zihinci  felsefeye  yöneldi.  Zihinci  felsefesinin  en  güvenilir  ilkesi  Aristoteles  mantığına  dayanan  akıldır.  İnsan  zihni  aklın  ilkelerine  mantığın  kurallarına  uyarak  işleyeceği  kuralları  çözümleyebilir.  Düşünce  de  felsefe  konularını  açıklama  ve  yorumlamada  aklın  ışığına  başvurulması  gereken  tek aydınlatıcı  kaynaktır.  Farabi’nin  görüşü, düşünceleri  yayılınca  kelam gibi  İslam  bilimlerinde  kullanılan  bütün  kanıtlar  mantıktan,  mantığın  önermelerinden  alındı.  Daha  önce  El  Kindi  ile  başlayan  Aristotelesçi  felsefe  Farabi  ile  sınırları  belirli  konuları  belli  bir  sistem  niteliği  kazandı.  Eserlerinde  temel  konu  Aristoteles  ile  hocası  Eflatun  arasındaki  uyuşmazlığı  gidermektir.  Ona  göre  hocası  ile  öğrenci  arasında  görülen  düşünce  çatışmasını  özde,  varlığa  bakış  açısını  değil  her  ikisinin  eserlerini  yorumlamada,  kavramları  değişik  anlamlarda  kullanmasıdır.  Farabi,  Eflatun  ve  Aristoteles’i  uzlaştırma  konusunda  arapça  eser  yazan  ilk  İslam  filozofudur.

Felsefe  konusunda  giriştiği  çalışmanın  başlıca  amacı  İslam  diniyle  Eflatun,  Aristoteles  felsefesini  bağdaştırmak,  dinle  felsefe  arasında  öteden  beri  sürtüşegelen  çatışmayı  gidermekti.  Bu  anlamdaki  düşüncelerini  belli  bir  felsefe  düzeni  içinde  vermesi,  dini,  felsefenin  temel  taşı  yapma  çabası  bu  yüzdendir.  Ona  göre  din  ile  felsefe  birbirinden  ayrılamaz,  felsefe  dinin  yardımcısıdır.  Din  konuları  dışında  ve  dine  karşı  bir  felsefe  olamaz.  Felsefe  ile  din  arsında  birtakım  anlaşılmaz,  kapanmaz  uçurumlar  koyanlar,  bu  iki  düşünce  alanını  birbirinden  ayrı  göstermeye  çalışanlardır. İlkçağ  filozoflarının  düşünceleri  yeni  doğan  bir  dinin  dogmalarından  başka  bir şey  değildir.  Felsefenin  amacı  zamanla  birbirinden  ayrılan,  çatışır  gibi  görünen  bu  temel  dogmaların  özündeki  birliği  köklü  uyumu  bulup  ortaya  çıkarmak  olmalıdır.

Farabi’nin  düşünce  düzenindeki  çıkış  yeri, illet-i  üla  (ilk  neden)  dediği  ve  kökü  Aristoteles’te  bulunan  “varlığın  ilk  nedeni “  ilkesidir.  Felsefenin  temeli  budur.  Farabi’ye  göre  gerçeğin  araştırmasında  tutulacak  yol,  ruhun  bütün  kuşkulu  eğilimlerden  arınma,  dıştan  gelen  geçici  ve  temelsiz,  daha  çok  duyu  verilerine  dayanan  etkilerden  sıyrılma,  aşkın  bir  bütün  olarak  önderleğine,  yol  gösterici  niteliğine  bağlanmasıdır.  Onun  anladığı  aşk,  duyguya  dayanan,  kökünü  insan  hayatının  geçici  bir  eyleminde  bulan  başkasını  sevme  değil,  ruhun,  tam  bir  coşkunluk  içinde  sonsuz,  yüceler  yücesi  olan  Tanrı’ya  bağlanmasıdır.  İnsan,  ancak  böyle  sınırsız,  karşılıksız  bir  sevgi  akışı  içinde  gerçeği  kavrayabilir.  Aşk  felsefede,  konusu  gerçeği  bulmak,  yorumlamak  veya  açıklamak  olan  düşünce  düzeninde,  akla  ışık  tutan,  onu  duyuların  yanıltıcı,  gerçekten  uzaklaştırıcı  etkisinden  kurtaran,  tek  aydınlatıcı  kaynaktır,  temel  kuraldır.  Aşksız  akıl  başarısız  bir  ilke,  akılsız  aşk  ise  kendini  sonsuzluğa  kaptırmış,  yönü  belli  olmayan  bir  doğrultuda  akıp  giden  sınırsız  coşkunluktur. Felsefe  yapmak,  aşk  ile  aklın,belli  ve  sürekli  bir  uyum  içinde  adım  adım  aydınlatıcı,  güçlükleri  ortadan  kaldırıcı,  çözümleyici  bir  düşünce  eylemidir.  Bu  düzenli  eylem  insan,  varlığın  temel  ilkelerini  kavrar,  yaratıcı  ve  sınırsız  öze,  sonsuz  güce  yaklaşır,  hakikati  anlama  yolunu  bulur.  İnsan  madde  ile  sınırlı  varlığını  derin  bir  düşünce  içinde  aşmaya  başlayınca  yavaş  yavaş  gerçeğe,  oluşun  temelinde  yatan   üstün  ilkeye,  yaratıcı  özün  kaynağına  varır,  bilinmeyenin  sınırlarını  tanır,  görünenin  arkasındaki  görünmeyene  ulaşır.  İşte  felsefe  aşk  ve  akıl  yardımı  ile  bilinenden  kalkıp  bilinmeyeni  aramak,  bilineni  aşıp  bilinmeyenin  kaynağına  varmaktır.  Varlığın  bütününü  kavramak  isteyen  bir  düşünce  düzeninin  evrene  bakış  açısı   insana  yönelmelidir,  çünkü  insan  özünde  taşıdığı  değerler  yüzünden  Bütün’ün  örneği,  evrenin  özetidir.

Aristoteles  mantığına  dayanan  Farabi  mantığı  üç  ana  bölüme  ayrılır.  İlkler(el-mebadi),  kanıtlama (el-burhan),  sonuçlama (el-istintaç). Mantığın  ana  ilkesi  kanıtlamadır.  Kanıtlama  ikiye  ayrılır.  Örnekler (et-tastikat).  Kavramlar (et-tasavvurat).  Farabi’nin   et-tasavvurat  dediği  kavramların  kaynağı  varlık  türlerinin,  özellikle  eşyanın  tek  tek  algılarıdır.  Bu  algılarla  ortaya  çıkan  ilkel  izlenimler  (basit  sureler), akıl  ve  ruhtan  gelenlerle  birleşerek  mantığın  temel  kavramlarını  kurar.  Kavramlar,  insan  akıl  ve  ruhunun  özünde  belli  nitelikler  kazanan  birer  varlıktır. Farabi’ye göre,  duyularla  gelen  varlık  algıları  akıl  ve  ruhtan  gelen  tasavvurlarla (kavramlarla)  birleşerek  kesinlik  kazanır. Mantığın  temel  ilkelerinden  biri  olan  kanıtlama  (el  burhan)  kesin  yargıya  varabilmenin  tek  yoludur.  Aristoteles  mantığında  yer  alan  ve  varsa  Farabi’de  de  vardır.  Farabi  mantığı,  ortaçağda,  İslam  düşüncesinin  gelişmesinde  ana  kaynak  olan,  yeniden  uygulanan  bir  Aristoteles  mantığıdır.  Kanıtlama (el  burhan) yalnız  gerçeğe  ulaşmak  için  bir  yol  değildir. Özellikle  hakikatin  kendisini,  özünü  gösteren  kurallarına  uyma  gereklidir.  Bu  bakımdan  Farabi’nin  düşünce  düzeninde,  Aristoteles’inkine  karşıt  olarak  şiirin  yeri  yoktur.  Şiir  bir  hayal  kurma  ürünüdür,  aklın  ölçüleri,  mantığın  verileri  dışında  kalır. Kanıtlamanın  yollarından  biri  akılyürütmedir (el-istitlat),  o  da  zaruri (zorunlu),  mümkün (olabilir),  iknaidir (insanı  ki  olabilenin  bileşimine  götürme  yolu). İknai’nin  dayandığı  temel  ilkelere  tekaif-i  edille(yeterli  kanıtlar)  denir.  Ez-zaruri (zorunlu)fiziğin  de  metafiziğin  de  temelidir.  Akılyürütme (el-istitlal),  adı  geçen  üç  ilkeden  birinin  eksikliği  durumunda  geçerlilik  kazanamaz.  Bu  üç  ilke  birbirini gerektirir,  birbirinin  bütünleyicileridir.  Farabi,  düşünce  düzeninde  metafiziğe  geniş  yer  verir Metafiziğe  göre,  bütün  varlıkların  özü  Tanrı’dan  gelir.  Tanrı  varlık  düzeni  içende  en  yüksek  basamaktadır.  Tanrı  yalnız  kendi  kendisiyle  vardır,  varlğını  başka  bir  varlığa  borçlu  değildir, bağımsız  özdür, varlık  Tanrı’nın  özü  gereğidir.  O  kendi  özüyle  var  varolduğundan  vacibülvücud’tur,  Vacibülvücud (varlığı  kendi  özünü  gerekli  kilar)  zatında  (özünde)  zaruri’dir (gerekli-zorunlu).  Eşi, benzeri,  yakını,  kendi  oluş  özünden  başka  ilkesi  yoktur. Tek’tir.  Et-tam’dır (en  olgun  en  bütüncül).  Tanrı’nın  birliği  kendi  özünden  dolayı  gereklidir.  Varlığı  hiç bir  maddeyi, hiçbir   “suret”  ve  “illet”i  gerektirmez.  Özü  ve  varoluşu  kendine  “has”tır.  Onun  “zat”  ve  “mevcudiyeti”i  başka  bir  varlıkla  karşılaştırılamayacak  kadar  “mükemmel”dir.  Farabi’nin  metafiziği  yeni  bir  görüş  getirmez,  özellikle   Füsüs-ül-Hikem  adlı  eserinde  Aistoteles  ve  Eflatun’da  eksik  bulduğu  yerleri  Plotinos’un  görüşleriyle  tamamlamaya  çalışır.  Tanrı  ile  ilgili  görüşlerinin  kaynağında  Plotinos’un  zat-ı  ecell (en  yüce  varlık) ve  zat-ı ala (en  yüksek  varlık)  anlayışı  bulunur. Eflatun’un  “idea”lar  öğretisinde,  idealar  için  düşündüklerini  Plotins’un   açıklama  ve  yorumlarıyla  birleştirerek  Tanrı’yı  nitelemede,  anlatmada  kullanılır.  Tanrı’yı  kavrama  temeldir,  bütün  varlık  türlerinin  ana  ilkesidir.  Varlığın (eşyanın)  altı  ilkesi (mebalesi)  vardır.

a)      İllet-i  üla =(tanrısal  ilke, tanrısal  oluş  ilkesi)

b)      Tali  ilkeler =(gök  kürelerin  özünü  kuran  akıllar)

c)      El-akl-ü  faal =(eylemde  bulunan  akıl,  yaratıcı  akıl)

d)     Nefs

e)      Suret

f)     Mücerred  madde.

Bu  temel  ilkelerden (illetlerden)  birincisi  mutlak  vahdeti (kesin  birliği),  ötekiler  çokluğu (kesreti)  gösterir.  Tanrı’nın  varlığını,  yüceliğini  birliğini  kanıtlamanın  yolları  akıl, ilham  ve  istiğrak’tır(kendisinden  geçiş  coşkunluğu).  Vahdet (birlik  ve  hakikatin  kanıtlanması)  ancak  ilhamla  oluşur.  Farabi’nin  Aristoteles’ten   ayrıldığı  en  önemli  görüşlerden  biri  burada  ortaya  çıkar.  Aristoteles’e  göre  Tanrı  evrenin  merkezindedir,  bütün  varlık  türlerini  sonsuz  bir  bütünlük  içinde  görüp  bilmeden  hayr (en  iyi)  ile  yönetir.  Evren  yaratılmış  değildir (kadim),  kendiliğinden  vardır.  Eflatun’un  Demiorgos’u  evrenin  yöneticisidir,  yaratma  gücü  olmayan  bir  tanrı  durumundadır.  Farabi’di  ise  Tanrı  evrenin  yaratıcısıdır,  evren  mahluk (yaratılmış),  tanrı  haliktir (yaratıcı).

Tanrı  evrenin  genel  yasalarını,  küililer  denen  genel  kurallarını  bilir. Bu  genel  kurallar  bütün  varlık  türlerinin  temelidir.  Tanrı  bunları  bilir  fakat  görmez. Tanrı  bildiği  temel  kurallarla  evreni  eksiksiz,  uyumlu  b.ir  düzen  içinde  yönetir.  Varlık  türlerinin  en  küçük  ayrıntılarını (teferruatını)  bilmez.  Bu  görüş  Farabi’yi Kuran’ın  ileri  sürdüğü  bazı  düşüncelerle  karşı  tarşıya  getirir.  Kuran’a  göre  Tanrı  varlık  kavramı  altında  toplanan  herşeyi  bilir  ve  görür,  en  ince  ayrıntılara  kadar  yönetir.

Farabi’nin  fiziği  de  metafiziğine  bağlıdır. Evrenin  oluşu, ruhlarla  ilgili  görüşü  arasında  kaynak  ve  açıklama  bakımından  benzerlik  bulunur.  Ona  göre  Demoğritos  tarafından  ortaya  atılan  atom  yoktur,  Aristoteles’in  ileri  sürdüğü  madde  ve  suret  vardır. Eşyanın  oluşunda  madde  ve  suret  iki  temel  ilkedir. Her  ikiside  birbirini  gerekli  kılar. Farabi,  bu  konuda  metafizik  bir  gerçekçiliğe (determinism’e )  yönelir

Onuncu  akıldan (el-akl-ül-faal),  Aristoteles’in  ule,  dediği  bir  madde  doğdu.  Bu  madde (ule,  sonradan hyle,  heyule  adlarını  alarak  islam  düşüncesine  yerleşir)  tektir,  değişik  biçimlere  girme  yeteneği,  kendi  suretinden  başka  biçimler  alma  gücü  vardır.  Bilinen  bütün  varlıklar  ve  suretler,  öteki  akılların  yardımı  ile  el-akl-ül  faal’den  çıkmıştır (sudur  etmiştir).  Evrenin  ve  eşyanın  özünü  kuran  dört  ilke (toprak,  hava,  ateş,  su )  bu  ilk  maddeden  doğmuştur.  Varlık  türlerinin  ana  kaynağı  olan  bu  dört  ilke  belli  ölçüler  içinde  birbiriyle  kaynaşır,  ayrışır.  Dört  ilkenin  özündeki  nitelikler,  bizi  çevreleyen  evrenin,  varlık  türlerinin  özünde  de  değişik  biçimlerde  vardır. İçinde  bulunduğumuz  evrenin  (el-alem)louşu  bu  dört  ilkenin  birbiriyle  birleşmesi  sonucudur.  Farabi’nin,  Demokritos’un  ortaya  atıp  Epikuros   ve  öteki  atomcuların  geliştirdiği  atom  görüşüne  karşı  çıkmıştır.  Eflatun  ve  Aristoteles  felsefesinden  dolayıdır.

Farabi,  din’de  kendinden  önce  gelen  ve  maddeyi,  evreni  temel  varlık  olarak  alan  İslam  filozoflarından;  özellikle  maddeciliği,  Demokritos’un  atomculuğuna  benzer  bir  görüşte  açıklamaya  çalışışanlardan,  bazı  konularda  ayrılır.  Onlarla  sadece  maddenin  ilksiz  ve  sonsuz (ezeli)  olduğu  konusunda  birleşir.  Farabi’ye   göre  madde  ezelidir.  Ruh  bedenden (gövdeden)  sonra  yaratılmıştır.  Öteki  İslam  düşünürlerinin,  dolayısıyla  dinin  ileri  sürdüğü  gibi:  ruh  insan  varlığından,  gövdesinden  binlerce  yıl  önce,  “alem-i ezel’de”  yaratılmış,  sonradan  gövdeye  yerleştirilmiş  bir  varlık  değildir.  Ruhun  ortaya  çıkışı  gövdeden  sonradır.  Gövdeden  sonra  ruh  kendini  sürdürmez,.  Ruh,  ancak  bir  görüş,  bir  kültür  ürünü  gibi  düşüncelerin  birlik  ve  bütünlüğü  içinde,  kendini  sürdüren  insanlık  evreninde  vardır. Ruh,  bütün  insanlık  evrenini  bir  bütün  olarak  kaplayan,  ölmeyen  birliğe  ulaşmış  düşüncedir.  Doğu  felsefesinde,  özellikle  İslam  düşüncesinde  bu  görüş  yenidir.  Bu  konuda  Farabi’nin  felsefesi  ile  din  arasında  bir  durum  vardır.  Farabi’nin  görüşü  ile  dinin  ileri  sürdüğü  inanç  düzeni  sürekli  bir  çatışma  içindedir.  Farabi’ye  göre  peygamberlik  de  sonradan  kazanılmış  bir  niteliktir.  İnsan  aklının  kutsal  bir  aşamaya  ulaşması  ona  peygamberlik  niteliklerini  kazandırır.  Peygamberlik,  gelişen,  belli  ve  olumlu  ölçüler  içinde  ilerleyen  insan  aklının  bir  başarısıdır.

  1. Farabi hakkında geniş bilgi vermişsiniz teşekkürler

  2. değerli bilgiler için teşekkürler.

  3. çok güzel bir siteniz var aradığım çoğu bilgiyi bulabiyorum. takip ediyorum sürekli güncelsiniz tebrik ederim

  4. çok uzun bir yazı olmuş.

  5. Farabi’nin fiziği de metafiziğine bağlıdır. Evrenin oluşu, ruhlarla ilgili görüşü arasında kaynak ve açıklama bakımından benzerlik bulunur. Ona göre Demoğritos tarafından ortaya atılan atom yoktur, Aristoteles’in ileri sürdüğü madde ve suret vardır. Eşyanın oluşunda madde ve suret iki temel ilkedir. Her ikiside birbirini gerekli kılar. Farabi, bu konuda metafizik bir gerçekçiliğe (determinism’e ) yönelir

  6. sizi tebrik ederim çok güzel bir siteniz var hep bu şekilde devam edin.

  7. Farabi’nin düşünce düzenindeki çıkış yeri, illet-i üla (ilk neden) dediği ve kökü Aristoteles’te bulunan “varlığın ilk nedeni “ ilkesidir.

    bak bunu bilmiyordum işte

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>